<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilişim ve İnternet Suçları arşivleri - Ertan Dönmez</title>
	<atom:link href="https://www.ertandonmez.org/tag/bilisim-ve-internet-suclari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link></link>
	<description>Ertan Dönmez Kişisel Blog Sitesi.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Apr 2010 01:06:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Bilişim ve İnternet Suçları</title>
		<link>https://www.ertandonmez.org/bilisim-ve-internet-suclari/</link>
					<comments>https://www.ertandonmez.org/bilisim-ve-internet-suclari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 01:06:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorisizler]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim suçları maddeleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim suçları nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişim ve İnternet Suçları]]></category>
		<category><![CDATA[internet suçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertandonmez.org/?p=592</guid>

					<description><![CDATA[<p>I-BİLİŞİM SUÇLARI Dört ayrı alt başlık altında sunulacak olan bu bölümde önce bilişimin tarifi yapılacak,daha sonra sırası ile Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenleme,bilişim suçları ile ilgili Yargıtay kararları ve Türk Ceza Kanunu 2000 Tasarısı ile getirilmeye çalışılan düzenleme ile ilgili bilgiler ve eleştiriler sunulacaktır. A-Tarifi Bilişim kelimesi muhtelif sözlüklerde; ”İnsanların; teknik,ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişimlerinde kullandıkları,bilimin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertandonmez.org/bilisim-ve-internet-suclari/">Bilişim ve İnternet Suçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertandonmez.org">Ertan Dönmez</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>I-BİLİŞİM SUÇLARI</strong><br />
<strong> </strong><br />
<strong> </strong>Dört ayrı alt başlık altında sunulacak olan bu  bölümde<strong> </strong>önce bilişimin tarifi yapılacak,daha sonra sırası ile Türk Ceza  Kanunu’ndaki  düzenleme,bilişim suçları ile ilgili Yargıtay kararları ve Türk Ceza  Kanunu 2000  Tasarısı ile getirilmeye çalışılan düzenleme ile ilgili bilgiler ve  eleştiriler  sunulacaktır.<span id="more-592"></span><br />
<strong> </strong><br />
<strong> A-Tarifi</strong><br />
<strong> Bilişim</strong> kelimesi muhtelif  sözlüklerde; <strong>”<em>İnsanların; teknik,ekonomik ve toplumsal alanlardaki  iletişimlerinde  kullandıkları,bilimin dayanağı olan bilginin,özellikle elektronik  makinalar  aracılığıyla düzenli ve akılcı biçimde işlenmesi,bilginin elektronik  cihazlarda  toplanması ve işlenmesi bilimi,informatik</em>”</strong> olarak  açıklanmaktadır.<br />
Bu alanda yapılan ve suç olarak tanımlanan ihlaller;<br />
a-Bilgisayar suçu,<br />
b-Bilgisayarla ilgili suç,<br />
c-Bilgisayar suçluluğu,<br />
d-Elektronik suç,<br />
e-Bilgisayar  vasıtası ile işlenen suçlar,<br />
f-Bilişim suçları ya da suçluluğu,<br />
g-Bilişim ihlali,<br />
gibi değişik terimlerle ifade edilmeye çalışılmaktadır.<br />
Günlük hayatta çoğunlukla bilişim ile bilgisayar  kelimeleri eş  anlam ifade ediyormuş gibi kullanılıyor ise de bu bir yanılgıdan  ibarettir.Zira  sözlüklerde <strong>bilgisayar</strong>ın tanımı<strong><em>;”Çok sayıda aritmetiksel  veya  mantıksal işlemlerden oluşan bir işi önceden verilmiş bir programa göre  yapıp  sonuçlandıran,bilgileri depolayan elektronik araç,elektronik  beyin,kompütür”</em></strong> olarak verilmekte olup, yukarıdaki iki tanımın birbirleri ile  örtüşmediği açık  olarak görülmektedir.Bilişim kelimesi,bilgisayardan faydalanılarak  bilgilerin  depolanması,işlenerek başkalarının istifadesine sunulur hale getirilmesi  ve  iletilmesi faaliyetini,bilgisayar ise bu faaliyetin  gerçekleştirilmesinde en  önemli etken olan cihazı ifade etmektedir.<br />
Bilgisayar suçları ya da <strong>bilişim suçları</strong> konusunda   herkesin ittifak ettiği bir tarif yoksa da en geniş kabul gören tarif  Avrupa  Ekonomik Topluluğu Uzmanlar Komisyonu’nun Mayıs 1983 tarihinde Paris  Toplantısı’nda yaptığı tanımlamadır.Bu tanımlamaya göre bilişim suçları<strong><em>;”Bilgileri   otomatik işleme tabi tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde  gayri  kanuni,gayri ahlaki veya yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranış”</em></strong>tır.<br />
Tarifinde olduğu gibi bilişim suçlarının tasnifinde de  bir birlik  yoktur.Konu ile ilgilenen kimi uzmanlar bu kapsama girmesi muhtemel  fiilleri  saymakla yetinmekte ve gruplara ayırarak tasnife gerek görmemekte,bazı  uzmanlar  ise bu suçları iki,üç ya da dört ana başlık altında incelemektedir.<br />
Üyesi bulunduğumuz Avrupa Ekonomik Topluluğu ise bir  tavsiye  kararında bu suçları beşe ayırmıştır.Bunlar sırası ile;<br />
1-Bilgisayarda mevcut olan kaynağa veya herhangi bir  değere gayri  meşru şekilde ulaşarak transferini sağlamak için kasten bilgisayar  verilerine  girmek,bunları bozmak,silmek,yok etmek,<br />
2-Bir sahtekarlık yapmak için kasten bilgisayar  verilerine veya  programlarına girmek,bozmak,silmek,yok etmek,<br />
3-Bilgisayar sistemlerinin çalışmasını engellemek için  kasten  bilgisayar verilerine veya programlarına girmek,bozmak,silmek,yok etmek,<br />
4-Ticari manada yararlanmak amacı ile bir bilgisayar  programının  yasal sahibinin haklarını zarara uğratmak,<br />
5-Bilgisayar sistemi sorumlusunun izni  olmaksızın,konulmuş olan  emniyet tedbirlerini aşmak sureti ile sisteme kasten girerek müdahalede  bulunmaktır.</p>
<h3>B-Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenleme</h3>
<p>Bilişim suçu kavramı Türk Ceza Hukukuna ilk defa 1991  yılında  3756 sayılı Kanunla girmiş olup Bilişim Alanında Suçlar başlığı altında  Türk  Ceza Kanunu’nun 525 inci maddesinin (a-b-c-d) bentlerindeki  düzenlemeleri yapan  Yasa koyucumuzun bilişim alanı ihlallerini bilişim suçu olarak  isimlendirmeyi  tercih ettiği görülmektedir.<br />
525 inci maddenin (d) bendi,bilişim suçu işleyenler  hakkında  verilmesi gereken <em>(kamu hizmetinden veya meslek veya sanat veya  ticaretten  muayyen bir süre yasaklanma)</em> şeklindeki fer’i ceza ile ilgili olup  (a),(b)  ve (c) bentlerinde tarifi yapılıp müeyyideleri gösterilen beş ayrı suç  tipinden  bahsetmek mümkündür.Bunlar sırası ile;<br />
1-Sistemde yer alan ve sır teşkil eden bilgiyi hukuka  aykırı  olarak elde edip öğrenmek,(a-1)<br />
2-Başkasına zarar vermek için sistemde bulunan bilgileri  kullanmak,nakletmek,çoğaltmak,(a-2)<br />
3-Başkasına zarar vermek veya kendisine veya başkasına  yarar  sağlamak maksadı ile sistemi ve unsurlarını tahrip  etmek,değiştirmek,silmek,sistemin işlemesine engel olmak,yanlış biçimde  işlemesini sağlamak,(b-1)<br />
4-Sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka  aykırı  yarar sağlamak,dolandırıcılık,(b-2)<br />
5-Sistemi kullanarak sahtecilik yapmaktır.(c)<br />
C-Bilişim suçları ile ilgili Yargıtay kararları<br />
<em>Birden ziyade karşı mağdura karşı işlenen  bilişim  suçlarında TCK.nun 71.maddesi hükmü gözetilerek mağdurlardan her birine  yönelik  eylemlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.</em><br />
Y.6.C.D.      2.2.1999    1999/172-102<br />
<em>1-Sanığın pompacı olarak çalıştığı petrol  istasyonundan kredi  kartı ile petrol alan müştekinin unuttuğu kartla,müşteki adına değişik  tarihlerde petrol almış gibi fişler düzenleyip imzalayarak borçlandırmak   suretiyle bankadan tahsil ettiğinin iddia edilmesi karşısında,eylemin  sübutu  halinde TCK.nun 3679 sayılı Yasa ile değişik 504/3.maddesinde öngörülen  suçu  oluşturup oluşturmadığı ve delilleri takdir ve tartışmasının üst  dereceli ağır  ceza mahkemesinin görevine girdiği gözetilmeden duruşmaya devamla yazılı  şekilde  karar verilmesi,</em><br />
<em> 2-Kabule göre de;TCK.nun 525/b-2.maddesine uyan suçların asliye ceza  mahkemesinin görevine girdiği gözetilmeden yargılamaya devam edilerek  yazılı  şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir</em>.<br />
Y.6.C.D.      3.11.1998 1998/9563-9816<br />
(Bu  içtihat  Karacabey Sulh Ceza Mahkemesinin bilişim suçundan verdiği bir mahkumiyet  kararı  ile ilgilidir.)<br />
<em>Her ne kadar TCK.nun 119.maddesi uyarınca ön ödeme  nedeniyle  verilen ortadan kaldırma kararları temyiz incelemesine tabi değilse de  müdahil  vekillerinin itirazları suç vasfına yönelik bulunması nedeniyle yapılan  incelemede:</em><br />
<em> İddianamede sanığın CINE-5 yayınlarını bir cihazla izinsiz çözerek  şifresiz  olarak kamuya açık ve aleni biçimde toplu şekilde gösterip izlettirmekte   olduğundan TCK.nun 525/b-son maddesi uyarınca cezalandırılması istemi  ile kamu  davası açılmış,sanık dekoder sahibi olmadığını,iş yerinde CINE-5  yayınlarını  şifresiz olarak başkalarına izlettirmediğini savunmuş,Samsun  3.Noterliğinin  22.10.1995 gün ve 35237 sayılı düzenleme şeklindeki tespit tutanağında  ise,22.10.1995 gününde Samsun Pazar Mahallesi,Çiftehamam Caddesi,Lezzet  Pazarlama Kantariye ve Gıda Maddeleri,Lezzet Bisküvileri Karadeniz Bölge  Bayisi  işyerinde şifresiz olarak televizyonda kalabalık bir müşteri grubuna  Fenerbahçe-Galatasaray lig maçının izletildiği saptanmıştır.</em><br />
<em> Öncelikle yukarıda adı geçen işyeri sahibi  ve izlettiren kişinin sanık  olup  olmadığı araştırılarak,sahibi ve izlettiren kişinin sanık olduğunun  belirlenmesi  halinde,noter tesbitinde belirtilen şifresiz olarak maç izlettirmenin ne  anlama  geldiği,dekoderin takılı bulunup bulunmadığı,takılı ise dekoderin sanığa  veya  başkasına ait olup olmadığı,takılı değilse CINE-5 yayınındaki şifrenin  ne  şekilde çözüldüğü,başka bir araçla kullanılıp kullanılmadığı,çanak  antenle  izleme hususunun bulunup bulunmadığı araştırılarak sanığın hukuki  durumunun  tayin ve takdiri gerekirken noksan inceleme ve soruşturma ile yazılı  şekilde  hüküm kurulması yasaya aykırıdır.</em><br />
Y.6.C.D.      11.11.1997                  1997/10376-10580<br />
<em>A-Teknisyen olan sanığın çalıştığı “X-Bar” tipi  telefon  santralında bazı telefonların “sliv” tellerini kopartarak kontür  yazılmasını  engelleme ve zaman zaman bu kontürleri elle küçük miktarlarda ilerletip  durumu  gizlemek ve başkalarına çıkar sağlamaktan ibaret eylemlerinde,”sliv  teli-kontür”  düzeneğinin bilişim suçlarının konusu olan “bilgileri otomatik işleme  tabi  tutmuş sistem” olup olmadığının bilirkişiye başvurularak araştırılması  ve  sonucuna göre:</em><br />
<em> 1)Böyle bir sistem olduğunun saptanması durumunda TCK.nun 525/b,80;</em><br />
<em> 2)Başlı başına bir sistem olmamakla birlikte sisteme veri yerleştirme  “input”  görevi yaptığının saptanması halinde ise Yasada sözü edilen sistemin dar  manada  bir bilgisayar mı,yoksa fizik ve soyut ögelerle birbirini tamamlayan  geniş  anlamda bir bilişim sistemi mi olduğunun tartışılması ve:</em><br />
<em> a-Sistemin dar manada ve fiziki olarak bilgisayar anlamına geldiğinin  kabulü  durumunda sistemin dışında kalan veri yerleştirme düzeneklerindeki  eylemlerin  bilişim suçu sayılmadığından sanığın eyleminin TCK.nun 240,80;</em><br />
<em> b-Yasada sözü edilen sistemin geniş anlamda bilişim sistemi olduğunun  kabulü  durumunda ise sisteme veri “input” sağlayan düzeneklerin de sistemde yer   alacağı,dolayısıyla sanığın eyleminin TCK.nun 525/b,80;</em><br />
<em> 3)(Sliv  teli-kontür) düzeneğinin ne Yasanın öngördüğü anlamda başlı başına bir  sistem,ne  de böyle bir sisteme veri “input” sağlayan bir öge olduğunun  saptanamaması  durumunda ise eylemin yine Yasanın 240,80.maddelerine gireceği  gözetilmeden  eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde (TCK.525/b,80)  hüküm  kurulması,</em><br />
<em> B-Kabule göre de TCK.nun 525/d.madde ve fıkrası gereğince meslek ya da  sanattan  yasaklama cezası verilmemiş olması.</em><br />
C-Katılan idare vekiline  maktu  vekalet ücretine hükmedilmemesi yasaya aykırıdır.<br />
Y.4.C.D.      24.3.1998 1998/1101-2021<br />
<em>Hükümlünün haksız olarak ele geçirdiği müştekiye ait  kart ile  şifreyi kullanarak para çekme makinasındaki kredi hesabından para  çekmesi  suretiyle oluşan suç için;süreklilik gösteren Dairemiz içtihatları ve  YCGK.nun  11.4.2000 gün ve 2000/6-62-72 sayılı kararında belirtildiği gibi TCK.nun   525/b-2.madde ve fıkrası yerine aynı Yasanın 491/3 maddesi ile ceza  tayini  yasaya aykırıdır.</em><br />
Y.11.C.D.    6.2.2001    2000/5573         2001/991<br />
<em>1-Sanığın,komşuları bulunan Aysun Mercan ve Uğur  Belge’ye  bankalardan gelen hesap bildirim cetvellerini ele geçirerek bu  belgelerdeki  bilgilerden yararlanıp,evinde bulunan enkodem cihazı ile kendisine ait  kredi  kartının manyetik şeridini yeniden kotlamak suretiyle ve internet  yoluyla yurt  dışındaki şirketlerden mal siparişinde bulunduğu ileri sürüldüğüne göre:</em><br />
<em> Öncelikle,İletişim Fakültesi öğretim üyesi,elektronik yüksek mühendisi  ve Banka  ve Kredi Kartları Merkezinde bu işlerde bilgi ve uzmanlığı bulunan üç  kişilik  bir bilirkişi kurulu oluşturularak sanığın eyleminde TCK.nun 525/a ve  (b)  bentlerinde gösterilen;</em><br />
<em> a-Bilgileri  otomatik olarak işleme tabi tutmuş bir sistemden  programları,verileri veya diğer herhangi bir unsuru hukuka aykırı olarak  ele  geçirmek,</em><br />
<em> b-Bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemde yer alan bir  programı,verileri veya diğer herhangi bir unsuru başkasına zarar vermek  üzere  kullanmak,</em><br />
<em> c-Başkasına zarar vermek veya kendisine veya başkasına yarar sağlamak  maksadıyla,bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi veya  verileri veya  diğer herhangi bir unsuru kısmen veya tamamen tahrip etmek veya  değiştirmek veya  silmek veya sistemin işlemesine engel olmak veya yanlış biçimde  işlemesini  sağlamak,</em><br />
<em> d-Bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi  veya  başkası lehine hukuka aykırı yarar sağlamak, </em><br />
<em> Durumlarından herhangi birinin veya birkaçının bulunup bulunmadığı  kesinlikle  tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdiri gerekli  iken,uzman  olmayan bilirkişinin beyanına dayanılarak eylemin dolandırıcılığa  kalkışma  olarak kabulü ile TCK.nun 504/3,61,522.maddeleri ile uygulama yapılması,</em><br />
<em> 2-Kabule göre de;değerin suç tarihindeki ekonomik koşullara ve paranın  satın  alma gücüne göre pek fahiş olduğunun gözetilmemesi yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    29.11.2000         2000/4851-8874</h5>
<p><em>Sanığın işletmecisi olduğu otelde kime ait olduğu  belirlenemeyen dekoderle CINE-5 Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş. ile  abonelik  sözleşmesi olmayan şifresiz yayın izletmek şeklinde oluşan eyleminin  hukuki  mahiyet arzettiği gözetilmeden beraatı yerine yazılı şekilde  mahkumiyetine karar  verilmesi yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    9.11.1998 1998/10188-10082</h5>
<p><em>1-Hizmetli olarak çalıştığı bankanın bilgisayar  sistemine  girerek usulüne uygun açılmış bir maaş kredi limitli bankomat hesabının  kredi  limitini yükseltmek ve ayrıca kendi adına usulsüz olarak bankomat 7/24  hesabı  açmak suretiyle haksız yarar sağladığı oluşa uygun olarak kabul edilen  sanığın  eyleminin TCK.nun 525.maddesinin 1.fıkrasındaki suça uygun bulunduğu  gözetilmeden,aynı maddenin 2.fıkrasıyla hüküm kurulması,</em><br />
<em> 2-Sanığın bir suç işlemek kararı ile kanunun aynı hükmünü birinci bentte   açıklanan iki ayrı eylemiyle ihlal ettiği anlaşıldığı halde teselsül  hükmünün  uygulanmaması yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.11.C.D.  2.12.1997 1997/5052-6536</h5>
<p><em>1-Sanığın,sözleşme ile evinde kullanmak üzere aldığı  dekoderi  bu sözleşme hükümlerine aykırı olarak başka yerde istifadeye sunmaktan  ibaret  eyleminin hukuki nitelikte bulunduğu düşünülmeden yazılı biçimde hüküm  kurulması,</em><br />
<em> 2-Kabule göre;TCK.nun 525/b-2.maddesinde öngörülen cezanın süresine  göre,aynı  Yasanın 119.maddesinin olayda uygulama yerinin bulunmadığının  gözetilmemesi  yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    25.9.1997 1997/8217-8223</h5>
<p><em>Sanıkların Yapı Kredi Bankasına ait bankamatiğin  paranın  çıkmakta olan bölümüne yapışkan bant yapıştırmak suretiyle paranın  çıkmasını  engellemek ve sonradan buradan almak üzere yakında beklemekten ibaret  eylemlerinin bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş sisteme teknik  anlamda bir  müdahale sayılmayacağı gözetilmeden ve bankamatiğin bulunduğu yerin bina   vasfında bulunup bulunmadığı da araştırılıp sonucuna göre;TCK.nun  492/1,491/İlk  maddelerinin tatbiki olanağı da karar yerinde tartışılmadan aynı Yasanın   525/b.maddesi ile uygulama yapılması yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    11.3.1997 1997/2358-2515</h5>
<p><em>Sanığın yarar sağlamak amacı ile çalıştığı bankada  bilgileri  otomatik işleme tabi sistemde prestige card limitini yükseltip temin  ettiği kart  ve şifresi ile ATM’lerden birden çok para çektiği,kredi limitini  yükseltmek  suretiyle sistemi değiştirip yanlış işlemesini sağladığı dosya  kapsamından  anlaşılmasına göre kül halindeki eylemlerin TCK.nun  525/b-1,525/d,80.maddelerine  uyduğu gözetilmelidir.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    23.5.1995 1995/4699-5273</h5>
<p>Sanığın haksız olarak ele   geçirdiği başkasına ait bankamatik kartı ile ATM’den para çekmek  istediği,ancak,şifreyi bilmemesi karşısında eyleminin TCK.nun  493/2,61.maddelerine uyan suçu oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde  hüküm  kurulması yasaya aykırıdır.</p>
<h5>Y.6.C.D.    5.5.1997    1997/4642-4661</h5>
<p><em>TCK.nun 525.maddesinde yazılı suçlara ilişkin kamu  davasına  bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden  duruşmaya  devamla yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    9.11.1998 1998/10205-10071</h5>
<p><em> Özel  Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık,sanığın sabit görülen  eyleminin  TCK.nun 491/ilk maddesindeki hırsızlık suçunu mu,yoksa TCK.nun  525/b-2.maddesinde düzenlenen bilişim suçunu mu oluşturduğu  hususundadır.6.4.1990 tarih ve 2/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme  Büyük  Genel Kurulu Kararı’nın gerekçesi ve tüm yargı mercilerini bağlayıcı  nitelikteki  kabulü karşısında;somut olayda sanığın,telsiz telefonuyla müdahilin  frekansına  girmek suretiyle konuşma yapmak eylemenin “Bilişim alanında suçlar”  başlığı  altında 3756 sayılı Yasayla yeniden düzenlenen TCK.nun 525.maddesine  göre  değil,491/ilk maddesine göre cezalandırılması  gerekmektedir.Esasen,TCK.nun  sonradan değişik biçimde düzenlenmiş 525.maddesinde,telsiz telefon  vasıtasıyla  yapılan kaçak konuşmaların bu madde metnine dahil edilip yaptırıma tabi  tutulduğuna ilişkin bir ibare de mevcut değildir.</em></p>
<h5>Y.C.G.K.   25.6.1996 1996/6-151-152</h5>
<p><em>Dava konusu olayda,sanığın çalıntı kredi kartı ile ve  kart  sahibinin imzasını taklit ederek değişik mağazalardan alışveriş yapmak  suretiyle  kendisine ve suç ortağına hukuka aykırı yarar sağladığında kuşku  bulunmamakla  beraber,kredi kartı gösterilmek ve bu kartın geçerliliği belirlendikten  sonra  sahte imza atılarak yapılan alışverişte TCK.nun 525/b. maddesindeki  suçun  teşekkülü için aranan sistemi kullanma şartının yerine getirildiğini  söylemek  mümkün değildir.Eylemin bilişim suçu kabul edilebilmesi için aranan  husus  sistemin kullanılması olup,olayımızda kredi kartının verdiği güvenden  istifade  ile mağazanın dolandırıldığı,kredi kartının bir kimlik kartı gibi  kullanıldığı,yoksa kanun vazıının amaçladığı anlamda bir sistem  kullanılmasının  söz konusu olmadığı görülmekle itirazın kabulü ve itiraza atfen ikinci  eylem  için suç vasfının dolandırıcılık olacağı kanaatına varılmıştır.</em></p>
<h5>Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı  13.10.1994          97/106</h5>
<p><em>Sistem-12 santralına bağlı 762 47 42 ve 762 52 32  numaralı  telefonların,bilgisayarda bilgilerini değiştirip verilen yeni komut  sonucunda  kontürlerini durdurarak santral disk ve belleğinde de herhangi bir kayıt   tutulmamasını sağlayan sanığın eyleminin TCK.nun 525/b-1,251.maddelerine  uyan  özel suç niteliğinde olduğu gözetilmeden genel hüküm niteliğinde olan  aynı  Yasanın 240/1.maddesi ile karar verilmesi yasaya aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.4.C.D.    25.2.1998 1998/11798-674</h5>
<p>Şifrenin müdahil şirkete ait dekoder dışında özel bir alet yardımıyla  çözüldüğü  saptanmadığına göre,abonelik sözleşmesi ile alınan dekoderi sözleşme  hükümlerine  aykırı olarak başka yerde istifadeye sunmaktan ibaret eylemin hukuki  nitelikte  bulunduğu gözetilmeden sanığın hükümlülüğüne karar verilmesi,<br />
<em> Kabule göre de;</em><br />
<em> a)Uygulanan maddede öngörülen cezanın süresine göre  sanığa TCK.nun  119.maddesi uyarınca ön ödeme önerisinde bulunulmaması,</em><br />
<em> b)Yasa maddesindeki seçimlik cezalardan biri yerine her  ikisinin  uygulanması yasaya aykırıdır.</em></p>
<h6>Y.6.C.D.    29.12.1997         1997/13195-13244</h6>
<p><em>CİNE-5 Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş. ile abonelik  sözleşmesi  bulunmayan U.T isimli otelde CINE-5 yayınının izlettirildiği noter  aracılığı ile  tespit ettirilmiş ise de,bu suretle kullanmanın şifre çözülmek suretiyle  olup  olmadığı saptanamadığına göre,abonelik sözleşmesi ile alınan  dekoderin,sözleşme  hükümlerine aykırı olarak başka yerde istifadeye sunulmasından ibaret  eylemin  hukuki nitelikte bulunduğu düşünülmeden yazılı biçimde hüküm kurulması  yasaya  aykırıdır.</em></p>
<h5>Y.6.C.D.    2.12.1997 1997/11750-11698</h5>
<p>Sanık,olay günü oynanan  Fenerbahçe-Samsunspor maçının naklen yapılan canlı yayınını çanak anten  vasıtasıyla uydudan alarak Giresun’daki vericilere yansıttığını savunmuş   bulunması karşısında;mahallinde konusunda uzman bilirkişiler  aracılığıyla  inceleme yaptırılarak,dekoder kullanılmaksızın CINE-5 yayınının bu  suretle elde  edilmesinin imkan dahilinde olup olmadığı ve ayrıca dekoder abonesi  bulunup  bulunmadığı saptanıp,sonucuna göre hukuki durumun tayini gerekirken  noksan  soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.</p>
<h5>Y.6.C.D.    22.6.1997 1997/6043-7210</h5>
<p><em>Santral işletme mühendisi A.G.Ö. da dinlenmesi ve  sanıkların  kabulleri gibi bilgisayara verilmemesi gereken komutlarla dairelere  yazım  yapmadan,telefonları kentler arası ve 900’lü konuşmalara açıp  açmadıklarının  saptanması ve sonucuna göre eylemlerinin TCK.nun 525/b.maddesine girip  girmediğinin tartışılması gerekirken eksik inceleme ve yetersiz  gerekçeyle hüküm  kurulması yasaya aykırıdır.</em></p>
<h6>Y.4.C.D.    20.11.1996         1996/7598-8663</h6>
<p><em>Sanığın kamu kurumundan sayılan Ziraat Bankası ile  özel banka  niteliğindeki Vakıflar Bankasının muhtelif şubelerindeki banka  görevlilerini  hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp daha önce hayali isimlerle  açtırdığı  hesaplara havale yoluyla para aktarılmasını sağlayarak karşılığını  vezneye  yatırmadan sahibi olduğu bankamatik kartı ile çekmek suretiyle  gerçekleştirdiği  dolandırıcılık eylemlerinin TCK.nun 504/7,80. ve 503/1,80.maddelerine  uyan  suçları oluşturduğu gözetilmeden aynı Yasanın 525/b.maddesi  ile yazılı  şekilde  uygulama yapılması yasaya aykırıdır.</em></p>
<h6>Y.6.C.D.    11.11.1996                   1996/11031-10933</h6>
<h3>D-Türk Ceza Kanunu  Tasarısındaki Düzenleme</h3>
<p>Türk Ceza Kanunu Tasarısının İkinci Kitabının İkinci  Kısmının  Dokuzuncu Bölümü “Bilişim Alanında Suçlar” başlığını taşımakta olup bu  bölümde  345 inci madde ile başlayıp 351 inci madde ile sona eren yedi ayrı madde   mevcuttur.Tasarının 345 inci maddesinin gerekçesinde bilişim alanı<em>;<strong>”verileri   toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma  olanağını  veren manyetik sistemler”</strong></em> olarak tarif edilmektedir.Halen  yürürlükte  olan 525 inci maddede yer alan<strong><em>“bilgileri otomatik olarak işleme  tabi  tutmuş sistem”</em></strong> tabirinden vazgeçilerek aynı anlamı taşımak üzere  <strong><em> “bilişim sistemi”</em></strong> sözcüklerinin kullanılmasının uygun görüldüğü  de yine  gerekçedeki açıklamadan anlaşılmaktadır.<br />
1-345 inci maddenin birinci  fıkrası,ne maksatla olursa olsun hukuka aykırı olarak sisteme  girilmesini suç  olarak kabul ettiğinden sisteme haksız olarak genel kasıtla girilmesi  suçun  oluşması için kafidir,failin belirli ve özel  bir saikle hareket etmesi  aranmamaktadır.<br />
Maddenin ikinci fıkrası yeni  bir suç  türü ihdas etmemekle birlikte ilk fıkraya bağlı bir ağırlaştırıcı sebebi   düzenlemektedir.Failin hangi nedenle olursa olsun sisteme haksız ve  kasıtlı bir  şekilde girmesi sonucu sistemde bulunan veriler imha edilir veya  değiştirilirse  sadece bu neticeden dolayı fail daha ağır bir ceza ile  cezalandırılmaktadır.Burada failin sisteme girmesi ve bu girme sonucunda   verilerin imha edilmesi ya da değiştirilmesi kafi olup failin ayrıca bu  neticeyi  isteyip istememesi önemli değildir.<br />
Üçüncü fıkraya göre, sisteme  haksız  olarak girmeye teşebbüs edilmesi halinde de faile suç tamamlanmış gibi  ceza  verilmesi söz konusudur.Diğer bir deyişle fail suça teşebbüs halindeki  genel  indirim maddeleri olan Tasarı’nın 37 veya 38 inci maddelerindeki  indirimlerden  yararlanamaz.<br />
Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu’nun 525 inci maddesi  fikri  hakları değil,sistem içerisindeki verileri ve dolayısı ile veri  sahiplerinin  hukuki menfaatlerini korumaktadır,aynı anlayışın yeni değişiklikle de  korunduğunu 345 inci maddenin gerekçesinden  anlıyoruz.Çünkü gerekçede  açıkça<strong><em>“Fikir  ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yer alan ve sistem içindeki programlara  ilişkin  hükümler saklıdır.”</em></strong> denilmek sureti ile Tasarı’daki bilişim  suçları ile  ilgili maddelerin fikri hakların ihlali hallerinde uygulanamayacağı  kabul  edilmiş bulunmaktadır.Gerçekten de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri  Kanunu’nun 4630 sayılı Yasa ile değişik <strong><em>“Tanımlar</em></strong>”  başlıklı 1/B  maddesinin (g),(h),(ı) bentlerinde <strong><em>“Bilgisayar programı</em></strong>”,”<strong><em>Arayüz</em></strong>”,”<strong><em>Araişlerlik</em></strong>”   kavramlarının açıklamaları yapılmış,”<strong><em>Fikir ve Sanat Eserlerinin  Çeşitleri</em></strong>”  başlıklı bölümde yer alan 2 nci maddede bilgisayar programları ve  hazırlık  tasarımları ilim ve edebiyat eserleri arasında sayılmıştır.Dolayısı ile  bilgisayar programları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun  koruması  altına alınmıştır.<br />
2-346 ncı maddenin 1 inci  fıkrası,  bilişim sistemlerine yönelik olarak işlenen bozma,engelleme gibi ızrar  fiillerini özel bir suç haline getirmektedir.Burada koruma altına alınan   şey;bilişim sisteminin, diğer bir deyişle bilgisayarın fiziki varlığı ve   sistemin işlemesini sağlayan bütün diğer unsurlardır.<br />
İkinci fıkrada ise bilişim sistemine veri  sokulması,verilerin yok  edilmesi,değiştirilmesi suç haline getirilmiş olup bu fıkranın  uygulanabilmesi  için failin bu neticelerin gerçekleşmesine yönelik özel bir kasıtla  hareket  etmesi gerekmektedir.345 inci maddenin ikinci fıkrasında fail,özel bir  kasıtla  istemediği ancak sisteme haksız olarak girmesi sebebi ile  gerçekleşmesine neden  olduğu neticeden dolayı cezalandırılırken burada gerçekleşmesi için özel  bir  kasıtla hareket ettiği ve gerçekleştirdiği yukarıda sayılan fiillerden  dolayı  cezalandırılmaktadır.<br />
Üçüncü fıkrada ise failin,yukarıdaki iki fıkrada sayılan  eylemleri ile; başkasının zararına,kendisinin veya başkasının yararına  haksız  maddi yarar elde etmek için bilişim sistemine girmesi hali  cezalandırılmaktadır.<br />
346 ncı maddenin ilk fıkrasındaki ceza miktarı bir yıldan  üç yıla  kadar hapis,bir milyar liradan beş milyar liraya kadar ağır para cezası  olup,bu  fıkradaki eylemin haksız bir çıkar sağlamak amacı ile gerçekleştirilmesi  ve  dolayısı ile eylemin üçüncü fıkraya uyması durumunda, ağırlaştırıcı hal  sebebi  ile ceza miktarının; iki yıldan altı yıla kadar hapis ve iki milyar  liradan on  milyar liraya kadar ağır para cezasına çıkarıldığı görülmektedir.<br />
İkinci fıkradaki ceza miktarı ;  üç yıldan altı yıla  kadar hapis  ve üç milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası olmasına  rağmen,üçüncü fıkradaki haksız çıkar sağlama eyleminin ikinci fıkradaki  hale  uygun olarak işlenmesi ve ağırlaştırıcı sebebin gerçekleşmesi durumunda,  ikinci  fıkrada öngörülenden daha az hapis ve ağır para cezasının asgari had  olarak  tayin edilmesini anlamak mümkün değildir.Yukarıda da ifade edildiği gibi  üçüncü  fıkradaki hapis cezasının asgari haddi iki yıl,ağır para cezasının  asgari haddi  ise iki milyar liradır ve bu miktarlar ikinci fıkradaki asgari hadlerin  de  altındadır.<br />
346 ncı maddedeki suçlara teşebbüs halinde de faile suç  tamamlanmış gibi ceza verilecek,fail Tasarının 37 veya 38 inci  maddelerindeki  indirimlerden istifade edemeyecektir.<br />
3-347 nci maddede iki ayrı suç tipi mevcuttur:<br />
Bunlardan birincisi;bilişim sistemi marifeti ile ve özel  bir  kasıtla hukuk alanında fail tarafından hedeflenen bir neticeye ulaşmak  için  bilişim sistemine veri yerleştirmek,var olan verileri tahrif etmek  sureti ile  sahte belge oluşturmaktır.Suçun teşekkülü için failin belgeyi  oluşturması  yeterlidir,belgenin oluşturulması ile suç tamamlanır,ayrıca kullanılması   gerekmez.Sahte belgeyi gerçekleştiren fail ayrıca bunu kullanmışsa  kullanmış  olmasından ötürü ikinci bir ceza verilmez.<br />
İkinci suç tipi ise,sahte belgeyi oluşturan fail  dışındaki bir  başka kişinin sahte olduğunu bilerek belgeyi kullanması halidir.<br />
Bu maddedeki ceza miktarı bir yıldan üç yıla kadar  hapistir.Sahtecilik yapma kasıt ve gayesi olmasa bile benzer fiilleri üç  yıldan  altı yıla kadar hapis ve üç milyar liradan on milyar liraya kadar ağır  para  cezası ile cezalandıran 346 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki cezadan az  ceza  tertip edildiği görülmektedir.Sahte belge tanzim etme niyeti olmaksızın  bilişim  sistemine hukuka aykırı olarak veriler sokan,mevcut verileri yok  eden,değiştiren  kişiye daha ağır ceza,sahte belge tanzim etmek için bu fiilleri işleyen  kişiye  daha az ceza verilmesi pek mantıklı görülmemektedir.Belki 346 ncı  maddenin  ikinci fıkrasındaki düzenleme başkasının bilişim sistemine girilmesi,347  nci  maddedeki düzenleme ise kişinin kendi bilişim sistemine girmesi ve sahte  belge  oluşturması ile ilgilidir ancak madde metinleri ile gerekçelerinden bu  neticeye  varmak zor gözükmektedir.Kişi,başkasının bilişim sistemine girerek de  sahte  belge tanzim edebilir,bu ayırımın net bir şekilde yapılmasının daha  uygun  olacağı şüphesizdir.<br />
4-Tasarı’nın 348 inci maddesinde, 345 ve 346 ncı  maddelerde  düzenlenen suçları işleyen kişiler hakkında bu maddelerde yazılı olan  hapis ve  para cezalarına ek olarak verilmesi gereken,fer’i ceza olarak  nitelediğimiz <strong> <em>” kamu hizmetinden veya meslek veya sanat veya ticaretten altı aydan  üç yıla  kadar yasaklanma</em></strong>”,”<strong><em>suçta kullanılan kurumların iki aydan  bir yıla  kadar kapatılması</em></strong>”,”<strong><em>fiillerin işlenmesinde kullanılan  araçların  veya suçtan meydana gelen şeylerin müsaderesi veya mülkiyetinin devlete  geçirilmesi”</em></strong> tedbirlerine yer verilmektedir.<br />
347 nci maddede zikredilen sahtecilik suçunun işlenmesi  durumunda  fer’i ceza uygulamasının bulunmaması,bu uygulamanın 345 ve 346 ncı  maddelere  hasredilmesi  dikkat çekicidir,348 inci maddenin gerekçesinde bu hususta  bir  açıklama bulunmamaktadır.<br />
5-“<strong><em>Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması</em></strong>”   başlıklı 349 uncu maddenin kaleme alınmasının amacı,bu maddenin  gerekçesinde de  ifade edildiği üzere;bu kartların haksız,hukuka aykırı olarak  kullanılması  suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını,bu yolla  çıkar  sağlanmasını önlemektir.<br />
Bilindiği gibi banka kartı,bankanın kurduğu bilişim  sistemine  hukuka uygun olarak girmeyi,kart sahibince bilinen bir numara  marifetiyle banka  görevlisinin katkısı olmadan kart sahibinin kendi hesabından para  çekmesini  sağlamaktadır.<br />
Kredi kartı ise,banka ile müşterisi arasında yapılmış bir  akit  gereğince kişinin bankadan önceden koşulları  saptanan kredi olanağını  kullanmasını sağlayan bir araçtır.<br />
Madde gerekçesine göre aşağıda zikredilen iki hal  gerçekleştiğinde birinci fıkradaki suç oluşur:<br />
a-Başkasına ait banka ya da kredi kartının,her ne suretle  olursa  olsun ele geçirilmesinden sonra,sahibinin rızası hilafına  kullanılması,başkasına  kullandırtılması,bu suretle failin kendisine ya da bir başkasına haksız  yarar  sağlaması,<br />
b-Sahibine verilmesi gereken bir banka ya da kredi  kartının bunu  elinde bulunduran kimse tarafından kullanılması ya da bir başkasına  kullandırtılması.<br />
İkinci fıkra ise,ilk fıkrada sayılan eylemlerin esasen  mevcut  olan banka ya da kredi kartlarının tahrif edilerek kullanılması veya bu  kartların sahtecilik sureti ile yapılarak kullanılması hallerini  cezalandırmaktadır.<br />
Bu maddedeki düzenleme ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun   11.4.2000 tarih,2000/6-62 esas,2000/72 sayılı kararındaki anlayış madde  metni  haline getirilmiş bulunmaktadır.Bu kararın konusunu teşkil eden olay  kısaca  şöyledir:<br />
Bu olayda sanık müştekiye ait banka kredi kartını haksız  olarak  eline geçirmiş,şifresini de öğrenerek bir bankanın üç ayrı şubesine ait  ATM’lerden muhtelif tarihlerde para çekmiştir,İstanbul 1.Ağır Ceza  Mahkemesi  banka kartını TCK.nun 493/2.maddesinde zikredilen “<strong><em>sair alet</em></strong>”   kapsamında mütalaa ederek bu madde uyarınca sanığı  cezalandırmış,Yargıtay 6.C.D.  mahkeme kararını onamıştır.Bu onama kararına karşı itiraz yoluna  başvuran  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; banka kartının “sair alet” olarak  kabul  edilemeyeceğini,olayın TCK.nun 525 inci maddesine uyduğunu ileriye  sürerek  konunun Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmesini sağlamıştır.Genel  Kurul ise  yukarıda tarih ve sayısı verilen kararında;ATM olarak adlandırılan  sistemin  işlemesi için iki unsura gereksinim bulunduğunu,bunlardan birincisinin  kart,diğerinin ise şifre olduğunu,ATM makinalarının bir bilgi işlem  sisteminin  ünitesi olarak kabul edilmesi gerektiğini,sistemi harekete geçirmede  kullanılan  kartların geleneksel hırsızlık suçları bakımından söz konusu olan “sair  alet”sayılamayacağını,olayın TCK.nun 525/b-2 madde ve fıkrasına uyduğunu   gerekçeleri ile ileriye sürerek Başsavcılığın itirazını kabul etmiş ve  böylece  aynı görüşteki Yargıtay 11.C.D.’nin bir başka olayla ilgili olarak  verdiği  içtihattaki anlayışı kabul etmiştir.Bu genel kurul kararı oy çokluğu ile   verilmiş bir karar olup 349 uncu maddedeki düzenleme bu konudaki  tartışmaları  tamamen ortadan kaldırıcı mahiyette olmakla isabetli bir tasarruf olarak   gözükmektedir.<br />
6-“Suç işlemek için örgütlenme” başlıklı 350 nci madde  örgütlü  suç cürmünün özel bir halini düzenlemekte olup, Dokuzuncu Bölümde  sayılan  suçları işlemek üzere ikiden fazla kişinin bir araya gelerek bu suçları  işleme  gayesi ile  bir veya birden çok maddi nitelikte hazırlık yapmalarını  ağırlaştırıcı hal olarak kabul edip cezalandırmaktadır.<br />
7-351 inci madde, 345,346,347,349 ve 350 nci maddelerde  tarifi  yapılan suçların işlenmesi halinde tüzel kişileri de sorumlu  tutmaktadır.<br />
Tasarı’nın İkinci Kısım İkinci Bölümü “<strong><em>Tüzel  Kişiler</em></strong>”  başlığını taşımakta olup bu bölümde yer alan 25 ve 26 ncı maddelerdeki  düzenlemeye göre;fiili işleyenin sorumluluğu baki kalmak üzere özel  hukuk tüzel  kişileri,kanunun ayrıca belirttiği hallerde,organ veya temsilcilerinin  tüzel  kişi yararına işledikleri suçlardan dolayı sorumludurlar.Fiili işleyen  kimse  hakkında hükmedilmesi gereken para,müsadere veya mülkiyetin Devlete  geçirilmesi  cezaları tüzel kişi hakkında da uygulanır.Fiili işleyen kişi hakkında  hükmedilen  hürriyeti bağlayıcı cezalarla,kamu hizmetlerinden yasaklanma,bir meslek  veya  sanat veya ticaretin icrasının durdurulması cezalarının süresini aşmamak  kaydı  ile tüzel kişinin çalışmadan yasaklanıp  yasaklanmayacağına,yasaklanacaksa bunun  süresinin ne olacağına mahkemece karar verilebileceği gibi, tüzel  kişinin beş  yılı geçmemek üzere atanacak denetçilerin kontrolu veya yöneticilerin  eliyle  çalışmalarını sürdürmesine de karar verilebilir.<br />
Tasarı’nın 2 nci Kitap 1 inci Kısım 8 inci Bölümü “<strong><em>Hayatın   Gizli Alanına ve Özel Hayata Karşı Suçlar</em></strong>” başlığını taşımakta  olup bu  bölümde yer alan 195 ve 196 ncı maddelerdeki düzenlemeler de bilişim  suçu  kapsamında değerlendirilebilir.Bu iki maddenin “<strong><em>Bilişim Alanında  Suçlar</em></strong>”  başlıklı bölüm içerisine alınması belki daha uygun olurdu.<br />
8-195 inci maddenin gerekçesinde de ifade edildiği  üzere,günümüzde kişilerle ilgili kayıtların bilgisayar ortamına  geçirilip  muhafaza edilmesi uygulamasına; hastaneler,sigorta  şirketleri,bankalar,kredili  alışveriş yapan mağazalar ve benzeri kuruluşlar sıkça başvurmaktadır.Bu  özel  bilgilerin rıza hilafına ilgisiz kişilerin eline geçmesi ve  kullanılması, hem bu  bilgileri muhafaza eden kurumu ve hem de haklarındaki  bilgiler  bilgisayar  ortamında muhafaza edilen kişiler yönünden sakıncalar doğurabilir.Avrupa  Konseyi  Bakanlar Komitesi 1973 ve 1974 yıllarında özel sektör ve kamu  sektöründeki  elektronik bilgi bankalarında uygulanacak ilkeleri gösteren iki tavsiye  kararı  kabul etmiş,Avrupa ülkelerinin bir çoğu 1970’li yılların sonunda bu  ilkeler  doğrultusunda “<strong><em>verilerin korunması</em></strong>” ile ilgili özel  yasaları kabul  ederek yürürlüğe koymuşlardır.Özel yasaların kabul edilmesi de  yetmemiş,Avrupa  Konseyi’nin sürdürdüğü çalışmalar sonucunda “<strong><em>Kişisel Verilerin  Otomatik  İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması</em></strong>”na ilişkin  bizim  de taraf olduğumuz 108 sayılı Sözleşme 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya  açılmıştır.<br />
195 inci maddenin 1 numaralı fıkrasının ilk  paragrafında,kişinin  rızası hilafına veya kanunun öngördüğü şekil ve usullere uyulmaksızın  kişisel  verilerin bilişim sistemine yerleştirilmesi veya işlenmesi eylemi suç  haline  getirilmektedir.<br />
İkinci paragrafta,verilerin hileli veya kanun dışı  yollarla elde  edilmesi hali ceza artırım sebebi olarak kabul edilmiştir.<br />
2 numaralı fıkranın birinci paragrafı,kanuna uygun olarak  bilişim  sistemlerine yerleştirilen veya işlenen kişisel verilerin, muhafazaları  için  gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sureti ile bu bilgilerin  başkalarının  eline geçmesine,bozulmasına veya zarar görmesine neden olanları  cezalandırmaktadır.<br />
Bu fıkranın ikinci paragrafı, fiilin taksirle işlenmesi  durumunda  failin ağır para cezası ile cezalandırılması gerektiğini hüküm altına  almıştır.<br />
Maddenin (3) numaralı fıkrası, yasaların öngördüğü haller  saklı  kalmak üzere,kişilerin ahlaki niteliklerinin,siyasi,felsefi veya dinsel  görüşlerinin,ırki kökenlerinin,sendikal bağlantılarının,cinsel yaşamları  ve  sağlık durumları ile ilgili bilgilerin kişisel veri olarak sisteme  yerleştirilip  işlenmesini hapis cezası ile tecziye etmektedir.<br />
9-196 ncı maddenin (1) numaralı fıkrası,kişisel verilerin   yetkisiz kişilere verilmesini,açıklanmasını,çeşitli özel maksatlarla  kullanılmasını ve ele geçirilmesini,<br />
(2) numaralı fıkrası ise,kanunların belirlediği sürelerin  geçmiş  olmasına karşın verilerin sistem içinde muhafaza edilmeye devam  edilmesini,yok  edilmemesini cezalandırmaktadır.</p>
<h3>II-İNTERNET</h3>
<p>Bilindiği gibi bilişim suçunun işlenebilmesi için ana  unsurlardan  bir tanesi bilgisayar dediğimiz cihazdır.Bu cihaz internet kullanımı  için de  gereklidir.Yukarıda bilişim suçu olarak açıklamaya çalıştığımız fiiller  internet  vasıtası ile de işlenebilir. Tasarı’da bilişim suçları ayrı bir bölüm  halinde  yer almasına rağmen  bu bölümde yer alan maddelerde veya bağımsız bir  bölüm  olarak internetten hiç bahsedilmemesi dikkat çekici önemli bir eksiklik  olarak  görülmektedir.<br />
Diğer taraftan internet,sözlüklerde;<br />
”<strong><em>Duygu,düşünce veya  bilgilerin;telefon,telgraf,televizyon,radyo gibi akla gelebilecek her  türlü  yolla başkalarına aktarılması,bildirişim,haberleşme,komünikasyon”</em></strong> olarak  tarif edilen iletişim faaliyetinin en önemli araçlarından birisidir.<br />
Tasarı’nın <strong><em>“Tanımlar”</em></strong> başlıklı 4 üncü  maddesinin 11  inci bendinde <strong><em>“Basın ve yayın yolu ile</em></strong>” kavramının anlamı<strong><em>;basın   ve yayın yolu ile veya her türlü görsel ve işitsel iletişim araçlarıyla  yapılan  yayın</em></strong> olarak tarif edilmesine rağmen bu tanım içerisinde  internetin  ayrıca zikredilmemesi tatbikatta karışıklıklara ve şüphelere neden  olabilecek  gibi gözükmektedir.Çünkü Tasarı’nın  170/5-6,178/son,188/3,190/2,357/3,377/2,471/2 nci maddelerinde açık  olarak <strong> <em>suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi</em></strong> ağırlaştırıcı sebep  olarak  kabul edilmişken,291/2 nci madde ile buraya atıf yapan 292 nci maddenin  son  fıkrasında <strong><em>“her türlü kitle iletişim araçları,ses kayıt  bantları,sesli  veya sözlü yayın araçları,internet,plak,elle çoğaltılarak yayınlanan  veya  dağıtılan yazılar,genel yerlerde levha ve ilan asma”</em></strong> faaliyetleri  ağırlaştırıcı sebep kabul edilmiş,358/2 nci maddede <strong><em>“basın ve  görsel veya  işitsel yayın”</em></strong> tabirinin kullanılması tercih edilmiş,426/4 ncı  madde ile  430/4 uncu maddelerde ise <strong><em>“basın veya görsel veya işitsel yayın  yolu ile  veya internet marifetiyle”</em></strong> suçun işlenmesi ağırlaştırıcı sebep  olarak  madde metni içerisine yerleştirilmiştir.Bu durumda sanki internet,4 üncü   maddenin 11 numaralı bendinde tanımı yapılan basın ve yayın araçları  dışında bir  araçmış gibi bir sonuç ortaya çıkmıştır.<br />
Bu sakıncayı gidermek için  Tasarı’nın 4/11.bendindeki <strong><em>“Basın ve Yayın Yolu İle”</em></strong> tabiri yerine <strong><em>“İletişim Araçları İle”</em></strong> tabirinin  kullanılması,teknolojinin  devamlı gelişme gösterdiği,önümüzdeki yıllarda yeni iletişim araçlarının   keşfedilebileceği ihtimalinden hareketle,iletişim faaliyetinin bir ucu  açık  olacak şekilde ileriye yönelik tarifinin yapılması, günümüzde mevcut  olan  iletişim araçlarının interneti de kapsayacak şekilde sayılması,iletişim  araçları  ile suçun işlenmesi halinde cezaların ağırlaştırılması düşünülen  maddelerde bu  araçları tek tek saymak yerine sadece bu tabirin kullanılmasının daha  uygun  olacağı düşünülmektedir.<br />
İletişimle ilgileri bakımından Tasarı’nın 199/2,218/7,293  ve 312  nci    maddelerinden bahsetmek gerekir.<br />
<strong><em>“Basit hırsızlık”</em></strong> başlıklı <strong> 199 uncu maddenin 2 nci fıkrası</strong>nda telefon hatları ile  frekanslarından veya  elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan  sahibinin  veya zilyedinin rızası olmadan yararlanma cezalandırılmıştır ki bu  düzenleme  maddenin muadili olan TCK.nun 491 inci maddesinde bulunmamaktadır,bu tür   olayların gittikçe artış göstermesi sebebi ile isabetli olmuştur.<br />
<span style="text-decoration: underline;">“</span><strong><em>Nitelikli  dolandırıcılık</em></strong>”  başlıklı <strong>218 inci maddenin 7 nci bendi</strong>ne  (bilişim sistemi)’nin  de ilave  edilmesi ile bu sistemler aracı kılınarak işlenen ve giderek artış  gösteren  suçların takibinde önemli faydalar sağlanacaktır.<br />
TCK.nun 162 nci maddesinin muadili olarak getirilen <strong><em> “Kanunun cürüm saydığı yayının nakli”</em></strong> başlıklı <strong>293 üncü madde</strong>deki   düzenleme,Alman Teleservisler Yasası’nın “Sorumluluk” başlıklı 5 inci  maddesinin  2 nci bendindeki düzenleme ile paralellik arzetmektedir.Şöyle ki;293  üncü  maddenin ilk fıkrasına göre <strong><em>“Kanunun cürüm saydığı bir  yayını,herhangi bir  iletişim aracı ile nakleden,asıl yayını yapan gibi cezalandırılır.”</em></strong>5   inci maddenin 2 numaralı bendine göre ise <strong><em>“Servis  sağlayıcılar,kullanıma  hazır tuttukları yabancı içeriklerden dolayı,ancak bu içeriğin bilgisine  sahip  oldukları ve bu içeriklerin kullanımının önlenmesi teknik olarak mümkün  ve  kendilerinden beklenebilir olduğu durumda sorumludurlar.”</em></strong>Her iki  halde  de nakledilen yayının içeriğine katılıp katılmamak önemli olmadığı  gibi,yayında  ileriye sürülen fikirlere iştirak edilmediğine dair kayıt ilave edilse  bile  sorumluluk mevcuttur.Burada önemli olan içeriğine vakıf olarak bir  yayını  nakletmektir.<br />
<strong><em>“Kamu haberleşmesini bozma” </em></strong> başlıklı <strong>312 nci madde</strong>,TCK.nun 391 inci maddesinde zikredilen  telgraf,telefon ve telsiz gibi muhabere araçlarını tek tek saymak yerine  <strong><em> “telli veya telsiz her türlü kamu haberleşme araçları”</em></strong> tabirini  kullanmıştır ki ileride keşfedilmesi mümkün yeni haberleşme araçlarını  da içine  alacak bir düzenleme olması itibariyle doğru bir tercihtir.<br />
İnternetle işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi tayin  bakımından da  önem arzeden <strong><em>“Yer bakımından uygulama”</em></strong> başlıklı 6 ncı  maddenin ilk  fıkrasının 2 nci cümlesinden bir nebze bahsetmek gerekir.Bu cümleye göre   <strong><em>“Eylemin kısmen veya tamamen Türkiye’de yapılması  veya  neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç,Türkiye’de işlenmiş  sayılır.”</em></strong><br />
Bu düzenlemeye göre aşağıdaki üç halde de suç Türkiye’de  işlenmiş  sayılacaktır:<br />
a-İnternete girişin ve neticenin Türkiye’de  gerçekleşmesi,<br />
b-İnternete girişin Türkiye’de olması,neticenin yabancı  bir  ülkede gerçekleşmesi,<br />
c-İnternete girişin yabancı bir ülkeden olması,neticenin  Türkiye’de tahakkuku.<br />
İlk halde fiil ve netice Türkiye’de  gerçekleştiği,dolayısı ile  fail ve mağdur Türkiye’de oldukları için yetki bakımından herhangi bir  sorun  çıkması düşünülemez.İkinci halde fail Türkiye’de,mağdur yabancı  ülkede,üçüncü  halde ise fail yabancı ülkede,mağdur ise Türkiye’de bulunduğu için yetki   ihtilaflarının çıkması kaçınılmazdır.Dolayısı ile son iki hal için bu  alanda  mutlaka uluslar arası sözleşmeler yapılması gerekir.<br />
Bu cümle,Türkiye’nin yetki alanını ülke çapında düzenler  gibi  görünmekte ise de,Türkiye’de milli sınırlar içerisinde internet suçları  bakımından hangi adli merciin yetkili olacağı konusunu halletmekten  uzaktır.Yasal bir düzenleme yapılıncaya kadar ceza mevzuatında genel  olarak  (Yetki) konusunu düzenleyen CMUK.nun 8 inci maddesindeki düzenlemeden de   istifade edilerek tatbikatta şu şekilde hareket edilmesi uygun  görülmektedir:<br />
a-Failin ve internete giriş yerinin belli olduğu,servis  sağlayıcı  şirket çalışanlarının herhangi bir şekilde suç faili olmadığı durumlarda   internete giriş yeri adli mercii,<br />
b-Servis sağlayıcı şirket çalışanlarının suç faili olduğu   durumlarda şirket merkezinin bulunduğu yer adli mercii,<br />
c-Takibi şikayete bağlı hakaret ve sövme cürümlerinin  internet  vasıtasıyla işlenmesi durumunda suç mağdurunun ihtiyarına göre;<br />
aa)Mağdurun ikamet ettiği ya da sakin olduğu yer adli  mercii  (istisnai yetki),<br />
bb)Olayın özelliğine göre yukarıda iki şık halinde yazılı  olan  yerlerdeki adli mercilerden herhangi biri.<br />
Avustralya’lı bir iş adamı ile ilgili olarak Amerikan finansal haber  şirketi  tarafından internette yayınlanan bir makalede bu iş adamına hakarette  bulunulduğundan bahisle açılan hakaret davası ile ilgili olarak  Avustralya  Yüksek Mahkemesinin, davanın Amerika’da değil,müştekinin bulunduğu  Avustralya’nın Victoria eyaletinde görülmesine karar verdiği bu ay  içerisinde  günlük gazetelerde çıkan haberlerden anlaşılmakta olup bu karar dahi  görüşümüzü  teyit etmektedir.<br />
İnternetin iletişim aracı olması onun çeşitli fonksiyonlarından sadece  bir  tanesidir,basının da en önemli işlevlerinden bir tanesi budur.Diğer bir  deyişle  internet ve basın, kitle iletişim aracı olmaları bakımından sadece bu  noktada  ortak bir zeminde buluşmaktadırlar.Belki bu nedenle internetin diğer  fonksiyonları göz ardı edilerek internet ortamında işlenen suçlara Basın  Kanunu  hükümlerinin uygulanabileceğini söyleyenler ve savunanlar vardır.Bu  görüşte  olanlar her iki yayının dokularının ve tekniklerinin farklı olduğunu  gözden  kaçırmaktadırlar.Basın Kanunu ancak tabı aletleriyle yani matbaa  makinalarıyla  çoğaltılabilen basılı eserlere uygulanabildiği halde dijital,sayısal bir  yayın  türü olan internette basılı eser bulunmamaktadır.İnternet kullanıcısının  eli  altındaki yazıcı marifetiyle bir web sayfasının içeriğini kağıda  dökmesi,bunu  çoğaltması matbaa aletiyle çoğaltma sayılamaz.Burada dikkat edilmesi  gereken  ikinci nokta,internet yayınını gerçekleştiren kişi ya da kişilerle bu  yayında  hiçbir dahli olmayan,sadece internet yayınından istifade etmeye çalışan  internet  kullanıcısının aynı safta yer almamalarıdır.Basılı eserin yayınını  gerçekleştiren yazı sahibi,sorumlu müdür,yayınlatan gibi süjeler ise  basılı eser  neticesini meydana getirmek bakımından fikir ve eylem birliği  içerisindedirler.Sonuç olarak internet kullanıcısının başkaları  tarafından  basılan bir gazeteyi,dergi ve kitabı alıp okuyan insandan farkı  yoktur.Basın  Kanunu’nun 16 ncı maddesine göre cezai sorumluluk asıl olarak yazı ya da  eser  sahibine,sorumlu müdüre,yayınlatana,bunlar bulunamadığı takdirde ise  sırası ile  basana,satana ve dağıtana aittir.İnternet ortamında ise sayılan bu  süjelerin  karşıtı olan, kendilerine sorumluluk yüklenebilecek kişi ya da kişiler  bakımından bir paralellik ve örtüşme sadece Basın Kanunu’ndaki yazı ya  da eser  sahibi-internetteki içerik sağlayıcı bakımından söz konusudur.<br />
Bu yanlış görüşten hareketle 4756 sayılı Yasanın 26 ncı  maddesi  ile 5680 sayılı Yasaya eklenen <strong>Ek Madde 9</strong>’la; <strong>internet</strong> ortamında  yayınlanan hür türlü yazı,resim,işaret,sesli veya sessiz görüntü ve  benzerleri  ile yalan haber yapılması,hakaret ve benzeri fiillerin işlenmesi  durumunda 5680  sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.Dış alemde 5680  sayılı  Yasa hükümlerine uygun olarak gazete,dergi,kitap şeklinde yayınlanan  basılı  eserlerin hiçbir değişiklik ve ekleme yapılmadan aynen internet ortamına   aktarılması durumunda Ek Madde 9’daki düzenlemeye ihtiyaç olmadan hem  hukuk ve  hem de ceza davalarında 5680 sayılı Yasanın uygulanmasının imkan  dahilinde  olacağını düşünüyorum.Çünkü 5680 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin 2 nci  fıkrasına göre<strong><em>;“Basılmış eserlerin herkesin görebileceği veya  girebileceği  yerlerde gösterilmesi veya asılması veya dağıtılması veya dinletilmesi  veya  satılması veya satışa arzı (neşir) sayılır.” </em></strong>Osmanlıca-Türkçe  Ansiklopedik Büyük Lügat’a göre neşir kelimesinin  manası;neşretmek,yaymak,bir  haberi faşetmek,herkese duyurmak,şayi kılmak,izhar etmektir.İnternetin  yaptığı  işlerden biri  de budur.Maddenin yazılış tarzı hemen 17 nci maddenin  değiştirilen yeni halini çağrıştırmakla birlikte,kullanılan kelimeler  arasında  birebir örtüşme olmadığı görülmektedir.17 nci maddede <strong><em>“&#8230;yalan  haber,hakaret,sövme ve her türlü fiil&#8230;”</em></strong>den bahsedilirken,Ek  Madde 9’da <strong><em>“&#8230;yalan haber,hakaret ve benzeri fiil&#8230;”</em></strong>den söz  edilmektedir.Ek  Madde 9’da “sövme” kelimesine yer verilmediği gibi, “her türlü fiil”  yerine  “benzer fiil” kelimeleri kullanılmıştır.Ek Madde 9,doğrudan 5680 sayılı  Yasanın  17 nci maddesini telaffuz etmeden tümü ile 5680 sayılı Basın Kanunu  hükümlerinin  uygulanacağını belirtmektedir ki bu da dikkat çekicidir.Acaba bu bir  zuhul eseri  midir,yoksa bilinçli olarak yapılan bir düzenleme midir?Ek Madde 9’un da  17 nci  maddede olduğu gibi,internet ortamında gerçekleşen yalan haber,hakaret  ve  benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zararları karşılama ile  ilgili  hususları düzenleme gayreti içerisinde olduğu muhakkaktır.Yapılan bir  yayın  sebebi ile özellikle manevi zararın tazmini için Basın Kanunu’nda bu  zararı  kısmen  de olsa giderici mahiyette olmak üzere 17 inci maddede  zikredilen  tazminat davası yanında,mevkutelerle ilgili olarak 18 inci maddede  zikredilen  mahkumiyet kararının yayınlatılması,19 uncu maddede zikredilen cevap ve  düzeltme  hakkının kullanılması gibi hukuki müesseseler de vardır,acaba Ek Madde  9,kullandığı genel ifade ile 18 inci ve 19 uncu maddelerin de internet  ortamında  uygulanabileceğini mi söylemek istemektedir?18 inci maddenin uygulanması  ile  alakalı olarak ; İnternette yapılan bir yayın sebebi ile kişilik  haklarına  tecavüzde bulunulduğu iddiası ile şikayette bulunan ve yapılan yargılama   sonucunda lehine karar alan kişi,bu karara ilişkin kesin hükmün internet   ortamında yayınlanmasını ve manevi zararının bu şekilde bir ölçüde  giderilmesini  talep eder ve bu talebi kabul edilirse bu kesin hükmün internet  ortamında  yayınlanmamasından kim sorumlu tutulacak,bu karar internet ortamında  nasıl  yayınlanacaktır?Keza 19 uncu maddede düzenlenen cevap ve düzeltme  hakkının  kullanılması ile ilgili olarak ; tekzip metninin yayınlanmasına ilişkin  karar  alan kişinin bu talebi internet ortamında nasıl yerine  getirilecek,tekzip  metninin yayınlanmamasından kim ya da kimler  sorumlu tutulacaktır?Bu  konularda  bir açıklık olmaması tatbikatçıların farklı uygulamalarına yol  açabilecek  niteliktedir.<br />
Basın Kanunu,2 nci maddesinde ifade edildiği üzere<strong><em>,”yazılar   ve resimler” </em></strong>hakkında uygulanabilir,halbuki Ek Madde 9’da  bunların  dışında <strong><em>“..işaret,sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri&#8230;”</em></strong>nden   de bahsedilmektedir.Bunlar hakkında Basın Kanunu’nun uygulanması mümkün  olmadığı  için Ek Madde 9’un 17 nci maddeye ve bu maddenin de Basın Kanunu’ndaki  sorumluları belirleyen 16 ncı maddeye yaptığı göndermenin, <strong><em>“işaret,sesli   veya sessiz görüntü ve benzerleri&#8230;” </em></strong>açısından hiçbir kıymeti  yoktur.Zira internet ortamında “işaret,sesli veya sessiz görüntü veya  benzerleri” ile yapılan haksız fiillerin sahipleri hakkında Basın  Kanunu’nun  genel sistematiği içerisinde sorumluları belirlemek ve haklarında  uygulama  yapmak imkansızdır.İnternete mahsus,bu yayının tekniğine ve şartlarına  uygun  ayrı bir düzenleme yapmak şarttır.<br />
Ek Madde 9’un,açıkça belirtmemekle birlikte 17 nci  maddeye ve bu  maddenin de 16 ncı maddeye yaptığı gönderme sebebi ile;internet  ortamında aynen  yayınlanan mevkuteler,kitaplar ve sair basılı eserler bakımından  yazar,sorumlu  müdür,yayınlatan (naşir) gibi sıfatları taşıyan kişiler hakkında  tazminat  davaları açılabilir.Dış alemde gazete,dergi ve kitap olarak somut bir  şekilde  görüp hissedebildiğimiz,okuduğumuz basılı eserleri internet ortamına  aynen  aktaran ve bir anlamda teknik bir görev ifa eden insanların bu  yayınların  içeriklerinden hiçbir şekilde cezai açıdan sorumlu olmamaları  gerekir.Zira bu  insanlar,dış alemden sanal aleme aktarımını yaptıkları metinlerin  içeriklerine  vakıf değillerdir.Bu mantıktan hareketle dış alemde aylık dergi olarak  basılıp  satışa arzedilen bir basılı eserin internet ortamında aynen yayınlandığı  bir  olayda,içeriği itibari ile suç teşkil eden bir yazı sebebi ile derginin  sorumlu  müdürü ve yazı sahibi hakkında kamu davası açılmış,dergiyi internet  ortamına  aktaran kişi ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamıştır.Belki bu  kişilerin  belli olmaması,bu kimseler aleyhine Türk Mahkemelerinde dava açılamaması  gibi  istisnai durumlarda Basın Kanunu’nun 16 ncı maddesinde olduğu gibi bir  sorumluluk sistemi kabul edilebilir ve ancak bu şartların tahakkuku  halinde  internet ortamına aktaran,içeriğine vakıf olarak kullanıcıların  istifadesine  sunan kişilerin sorumluluğu cihetine gidilebilir,tabii ki bütün bunlar  yasal  düzenleme gerektirir.<br />
Dış alemde  gazete,dergi,kitap olarak  gördüğümüz basılı eserlerin aynen aktarılmaması,fazladan yazılar  eklenmesi ve  bunlarda da suç teşkil eden ibareler bulunması hali de düzenlenmeye  muhtaçtır.Zira bu durumda sorumlu müdür veya yayınlatan kişi; kendisinin  ancak  gazete,dergi ve kitapta yazılı olan kısımlardan sorumlu  tutulabileceğini,bunların dışında ekleme yapılarak internet ortamında  yayınlanması durumunda sorumlu olamayacağını savunabilir,bunun haklı bir  savunma  olduğu şüphesizdir.Bu durumda ekleme yaparak internet ortamına aktaran  kişi ya  da kişilerin sorumluluğu söz konusudur.<br />
Günümüzde medyada tekelleşme ya da kartelleşme olarak  ifade  edilen rahatsız edici durumun bir sonucu olarak bir çok basın mensubunun   çalıştıkları yayın kuruluşlarından ayrılmak zorunda kaldıkları bilinen  bir  vakıadır.Bu insanlardan bir kısmı internet ortamında alternatif medya  olarak da  adlandırılan internet gazeteciliği yapmaktadırlar.Ek Madde 9’un 17 nci  maddeye  yaptığı gönderme bu gazetecilerin yaptığı yayın faaliyetini  düzenlemekten çok  uzaktır.Çünkü bu yayın alanında 5680 sayılı Yasa anlamında mevkute  sahipliği,sorumlu müdürlük ya da naşirlik sıfatları yoktur.Dolayısı ile  bu  kişilerin,yaptıkları yayın sırasında tazminat davasına konu teşkil  edebilecek  bir haksız fiil işlemeleri durumunda Ek Madde 9’un,17 ve 16 ncı  maddelerin  tatbik kabiliyeti yoktur.<br />
İnternetle ilgili bir düzenleme yapmaya çalıştığı  anlaşılan 4756  sayılı Yasanın 14 üncü maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Yasanın 31  inci  maddesi üzerinde de durmak gerekir.<br />
31 inci maddenin <strong><em>(Sorumluluk)</em></strong> olan madde  başlığı <strong> <em>(Program Hizmetinin İçeriği ve Yeni Yayın Tekniklerinin Kullanımı) </em></strong> olarak değiştirilmiş,evvelce iki cümleden ibaret tek bir fıkradan ibaret  olan  maddeye ikinci fıkra eklenerek<strong><em>;”Her türlü teknoloji ile ve her  türlü  iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve  esasları,Haberleşme  Yüksek Kurulu’nun belirleyeceği strateji çerçevesinde Üst Kurul’ca  tespit  edilip,Haberleşme Yüksek Kurulu’nun onayına sunulur.Bu yayın ve  hizmetlerin  mevzuata uygunluğu Üst Kurul’ca denetlenir.”</em></strong> hükmü  getirilmiştir.Fıkra  metni içerisinde geçen <strong><em>(her türlü teknoloji)</em></strong>,<strong><em>(her  türlü  iletişim ortamı)</em></strong> tabirlerinin internet yayınlarını da kapsadığı  düşünülmekle birlikte 3984 sayılı Yasada hüküm bulunmasına ve geniş  maddi  olanaklarına rağmen,özel radyo ve televizyonları bütünüyle izleyemeyen  Üst  Kurul’un, internet yayınlarını nasıl izleyip denetleyeceği merak  konusudur.Bir  takım müeyyideler içeren 3984 sayılı Yasanın 33 üncü maddesinde bu  Kanunda  belirtilen esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon  kuruluşlarından  bahsedilmekte olup internetten söz edilmemektedir.Bu durumda 33 üncü  maddenin  önceden tespit edilmiş ilkelere aykırı yayın yapan internet  kuruluşlarına  uygulanması mümkün görülmediği gibi aynı Yasanın 1 inci maddesi açıkça <strong><em>“Bu   Kanunun amacı,radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesidir.”</em></strong>demekte,internet   yayınını çağrıştıran herhangi bir düzenlemeye yer vermemektedir.Zaten  internet  yayınlarına has herhangi bir yayın ilkesi de tespit edilmiş değildir ki  bunlara  aykırılık söz konusu olsun.31 inci maddenin ikinci fıkrası ile yapılmak  istenilen değişikliğin hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamaktadır.<br />
Business Week isimli Amerikan dergisinin son sayılarından birindeki  verilere  göre;2000 yılında 650 olan online kumar site sayısı bugün 1500  civarındadır.Yalnız Amerika’da bu yıl 1.5 milyar dolarlık kumar  oynanmıştır.Temmuz ayında çocuk pornosu ile ilgili site sayısı 800 olup  150 FBI  ajanı bu işi önlemek ve takip etmekle görevlendirilmiştir.ABD Sermaye  Piyasası  Kurulu,finansal dolandırıcılıkla ilgili günde 500 e-mail şikayeti  almaktadır.Fikri ve sınai hak ihlalleri nedeni ile Amerikan bilgisayar  yazılımcıları,müzik şirketleri ve film stüdyolarının yıllık zararı 9  milyar  dolar civarında olup Amerika’da bu işleri on çete,on bini aşkın web  sitesinde  yürütmektedir.İnternet ortamında sahte pasaport,kimlik,sürücü ehliyeti  belgeleri  hazırlayan siteler mevcut olduğu gibi yasak ilaçları temin eden 400’den  fazla  site mevcuttur,teröristler interneti iletişim,araştırma,yeni üye ve  maddi kaynak  temini için kullanmaktadırlar.İnternetin karanlık yüzü olarak da  adlandırılabilecek olan bu yasa dışı faaliyetler 2002 yılı için ABD’de  36.5  milyar dolarlık büyük bir meblağa ulaşmıştır.<br />
Benzer suçlar bu kadar  yoğunlukta  olmasa bile ülkemizde de işlenmektedir.Ülkemizde bu alanda yapılmış  istatistik  veriler içeren bir çalışma bulunmamakla birlikte gerekli önlemlerin  alınması ve  yapılması zaruri görülen yasal çalışmalara hazırlık teşkil etmesi  bakımından bu  çalışmanın bir an önce yapılması şarttır.<br />
İstanbul Cumhuriyet  Başsavcılığına  bu konuda ilk şikayet 1998 yılı içerisinde gelmiş,tanınmış bir  politikacı  internette kendi adına porno site açıldığı şikayeti ile  başvurmuştur.Daha  sonraki tarihlerde elektronik postalarla hakaret,bir internet sitesinde  bir  banka aleyhine yayın yapılması sureti ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu’na   muhalefet, elektronik posta adresi ve şifresi öğrenilen müşteki  tarafından  gönderiliyormuş gibi başkalarına elektronik postalarla hakaret ve  tehditte  bulunulması,bir servis sağlayıcı şirkete ait alışverişle ilgili web  sitesinin  hack edilmesi,bayan olan müştekinin telefonları,adresi ve  kimliğinin,diğer  özelliklerinin bir internet sitesinde ilan tarzında verilerek müştekinin  telekız  ve lezbiyen olarak tanıtılması,böylece yoğun bir telefon trafiği ile  karşı  karşıya bırakılarak taciz edilmesi,erkek olan müştekinin  kimliği,telefonları ve  adresinin bir internet sitesinde yayınlanarak homoseksüel olarak  tanıtılması ve  bayan müşteki olayında olduğu gibi bu ilanın gerçekliğine inanan  kişilerin  yoğun  telefon bombardımanına tabi kılınarak rahatsız edilmesi,bir  internet  haber sitesinde kamu görevlisine yaptığı görevden dolayı haber verme  sınırları  aşılarak hakarette bulunulması,bir başka sitede İçişleri  Bakanlığının,diğer bir  sitede dört ayrı Anayasal kuruluşun tahkir edilmesi,müstehcen yayın  yapılması  fiillerinin internet aracı kılınarak işlendiği,bu fiillerden yarısından  fazlasının hakaret suçlarına ait olduğu gözlenmiştir.Başsavcılığımıza  son olarak  yetkisizlik kararı ile intikal eden evrakta ise bayan olan müştekinin  baş resmi  tamamen çıplak bir başka kadının fotoğrafına monte edilerek internet  ortamında  yayınlanmış,müştekinin kimlik ve adres bilgileri de verilerek her türlü  davete  açık olduğu izlenimi uyandırılmıştır.İzmir ilinde ikamet eden müşteki,  şikayetini bulunduğu yer Savcılığına yapmış,servis sağlayıcı şirketten  IP  numarasından istifade ile kullanıcının kimlik bilgileri bu Savcılıkça  talep  edilmiş,bağlantı tarihi ve saatleri bildirilmediği için bilgi  verilemeyeceği  ifade edilmiş,bu eksiklik bir sonraki müzekkere ile giderilmiş ancak bu  defa da  servis sağlayıcı şirket, istenilen bilgileri uzun süre muhafaza  edemediklerinden  bahisle menfi cevap vermiştir.Daha sonra bu evrak servis sağlayıcı  şirketin  İstanbul’da olduğundan bahisle Başsavcılığımıza gönderilmiş,tetkikinde  şirket  yetkililerinin sanık sıfatı ile ifadelerinin alınmış olduğu  görülmüştür.Konu  hakkında bilgi ve tecrübesi bulunmayan kamu görevlileri tarafından bu  suçun  takibinin mümkün olamayacağını bu evrak bize açıklıkla  göstermektedir.Bir defa  servis sağlayıcı şirketten bilgi talep edilirken mutlaka IP  numarası,bağlantı  tarih ve saatleri bildirilmelidir.Hem de bu iş hiçbir gecikmeye mahal  verilmeden  en seri vasıta ile yapılmalıdır.Elektronik posta,faks veya APS  kullanılabilir.Aksi halde servis sağlayıcı şirketler uzun süre bu  bilgileri  muhafaza etmediklerinden ve kendilerini buna zorlayan yasal bir hüküm de   bulunmadığından müsbet cevap vermeyebilirler.Bir servis sağlayıcı  şirketten  internet bağlantısı satın alan abonenin yaptığı hukuka aykırı bir  eylemden  dolayı servis sağlayıcı şirketi sorumlu tutmak ceza hukuku açısından  mümkün  değilken şirket yetkililerinin sanık sıfatı ile ifadelerinin alınması da   yanlıştır.Bu olaydaki servis sağlayıcı şirketin durumu ile, abonelerine  telefon  hizmeti veren ancak onların yaptıkları telefon konuşmaları sırasında  işledikleri  suçlardan mesul tutulması mümkün olmayan Telekom arasında hiçbir fark  yoktur.<br />
Sahte elektronik posta  olarak  dilimize çevrilebilecek olan <strong>fake mail</strong>lerle internet  kullanıcılarının  kullanıcı adlarının ve şifrelerinin arzuları hilafına başkaları  tarafından  çalınması,<strong>dialer program</strong>ları ile kullanıcıların yine kandırılarak   haberleri olmadan mevcut dial-up bağlantılarının kesilip ISS  numaralarının  yurtdışındaki paralı 900’lü hat numaraları ile internete bağlanması  sureti ile  milyarlarca lira tutarında telefon faturaları ile karşı karşıya  bırakılmaları  sureti ile mağdur edilmeleri olaylarının bilişim suçunu teşkil ettiği  düşünülmekle birlikte Başsavcılığımıza bugüne kadar herhangi bir şikayet   vukubulmamıştır.Keza istenilmeyen elektronik postaların düzenli olarak  gönderilmesi olarak adlandırılabilecek olan <strong>spam </strong>olayı ile ilgili   müracaat da olmamıştır.Eski başbakana yazar kasa fırlatma olayının faili   tarafından Başbakanlığın internet sitesine devamlı olarak gönderilen  elektronik  postalar sebebi ile bu kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca  TCK.nun  547.maddesi uyarınca işlem yapıldığı bilinmektedir.Bu maddeye göre;”<strong>Her  kim,itidal ve muvazene haricinde veya çirkin ve ayıp görünen sair  herhangi bir  hal ile başkasını alenen incitir veya huzur ve rahatını ihlal ederse on  beş güne  kadar hafif hapse veya otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum  olur.”</strong><br />
2002 yılı için bu para  cezasının  asgari haddi 54 526 024 liradır,2003 yılı için bu miktara % 59  nisbetindeki  yeniden değerleme oranının ilavesi gerekir ki bu takdirde asgari had 86  696 378  liraya yükselir.<br />
Berlin Eyalet Mahkemesi’nin  10.8.2000 tarih,16 O 421/00 sayılı kararına konu teşkil eden  olayda,internette  ücretsiz piyango oyunu düzenleyen davalı tarafından, web sayfası  düzenleyicisi  olan davacının e-posta adresine piyango oyununun reklamı  gönderilir,davacı ise  bundan hoşlanmaz ve davalı şirketi bir daha göndermemesi konusunda  uyarır,davacı  da bunu kabul ederek bir daha gönderirse cezai şart da ödemeyi kabul  eder.Buna  rağmen e-postaların gönderilmeye devam edilmesi üzerine davacı mahkemeye   müracaatla ihtiyati tedbir kararı alır.30 Haziran tarihli bu ihtiyati  tedbir  kararına göre <strong>“&#8230;E-posta yoluyla davacının adresine reklam  gönderilmesi  için,davacı ya söz konusu mesaja önceden onay vermiş olmalı veya rıza  göstereceği tahmin edilebilmelidir.”</strong>Eyalet Mahkemesi ihtiyati tedbir   kararını onaylamış;davalının e-posta yoluyla reklam  göndermekle,davacının genel  şahsiyet hakkını ihlal ettiğini,davacının rızası bulunduğu hususunda  kanaat  oluşturamadığını,oluşturabilseydi bu ihlalin ancak o zaman hukuka uygun  olacağını kabul etmiştir.<br />
Bu  tür etkinliklerde devamlı dile getirildiği gibi; aslında, internet aracı   kılınarak işlenen bilişim suçlarında ve suçun bir iletişim vasıtası olan   internetle işlenmesi halinin suçun unsuru ya da ağırlaştırıcı sebebi  sayıldığı  Türk Ceza Kanunu’ndaki ve diğer özel yasalardaki suçlarla mücadelede o  kadar  çaresiz değiliz.İnterneti kullanarak suç işleyen kişinin kimliğine ve  sayısal  ortamdaki verilere ve dolayısı ile delillere ulaşmayı mümkün kılıcı  tedbirlerin  alınması halinde bu mücadelede daha iyi neticeler alınacağı  muhakkaktır.Bu  alandaki suçlulukla mücadele ile görevli ve eğitilmiş Devlet  örgütlerinin  yanısıra özel sektörün de konunun içine çekilmesi ve birlikte hareket  edilmesi  zaruridir.Hatta bu da yetmez.İnternetin uluslar arası karakteri  gözönünde  tutularak uluslar arası işbirliği mutlaka sağlanmalıdır.<br />
Bunun için internet yayınının gerçekleştirilmesinde  katkıları  olan servis sağlayıcı,erişim sağlayıcı,içerik sağlayıcı gibi süjelerin  sorumluluk alanları mutlaka bir yasa ile işin tekniği ve uluslar arası  yönü de  gözden kaçırılmadan belirlenmeli,içerik sağlayıcılar dışında bu alanda  suç  teşkil eden fiillerden dolayı kimin ya da kimlerin sorumlu olacağı  tespit  edilmeli, internet ortamında haksız fiil işleyen kişilerin kimlik ve  adres  bilgilerine,şikayet edilen yayınların içeriğine adli makamların  ulaşmasını temin  edici hükümler getirilmeli,bu bağlamda servis sağlayıcı şirketlere bu  bilgileri  bir müddet saklama ve adli makamların talebi halinde verme mükellefiyeti   yüklenmelidir.Delillendirmeyi,faile ulaşmayı,diğer bir deyişle fiil ile  fail  arasındaki irtibatı sağlayıcı hükümler getirilmediği takdirde dünyanın  en iyi  yasası da kabul edilse sonuca ulaşmanın mümkün olamayacağı gerçeği  gözden uzak  tutulmamalıdır.Verilerin internet ortamında uzun süre saklanmasının  güçlüğü ve  büyük mali külfet getireceği dikkate alınarak bu süre ile şikayet ve  dava  zamanaşımı süreleri kısa tutulabilir.<br />
Bu yasal düzenleme eksikliği  sebebi  ile Yargıtay 4.H.D., 8.2.2001 tarih,2001/755-1157 sayılı kararıyla ve  aşağıdaki  gerekçe ile internetteki bir yayının durdurulması ile ilgili mahalli  mahkeme  kararını bozmak zorunda kalmıştır:<br />
”<strong><em>İnternetteki yayınlar  nedeniyle  yapılacak işlem konusunda henüz yasal bir düzenleme  bulunmamaktadır.Halbuki,mahkeme kararlarının bağlayıcı sonucunun  gerçekleşebilmesi için kararın infaz edilebilir olması ve böylece  yaptırımının  da uygulanması gerekmektedir.Şu aşamada,internette yapılan bir yayının  gönderilenler de dahil olmak üzere internetten çıkarılması veya yayının  durdurulması konusunda bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.Bu bakımdan  verilecek  kararın infaz edilebilme ve sonuçsuz kalma olgusu tartışılabilecek bir  durum  arzetmektedir.Bu da yargı kararının etkisiz kalmasını ve böylece  tartışılabilir  hale gelmesi sonucunu doğurabilir.Bu nedenle buna ilişkin istemin  reddine karar  verilmesi gerekirken,bunun yerine yazılı olduğu üzere kabul kararı  verilmiş  olması bozmayı gerektirmiştir.”</em></strong><br />
<strong><em> </em></strong><br />
Lehinde ve aleyhinde  görüşler ileri  sürülen bu içtihada aykırı olarak İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi  tarafından  31.7.2002  tarihinde verilen, bir internet sitesindeki belirli bir  yayının  durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının,kararda zikredilen o  yayın  yerine tüm yayının durdurulması şeklinde infaz edildiğini bilgilerinize  sunarken  içtihatta serdedilen görüşün doğru olup olmadığını takdirlerinize  bırakıyorum.<br />
Son olarak sözünü etmek  istediğim  husus internet bakımından da önem arzeden çocukların cinsel yönden  istismarına  yönelik çocuk pornografisidir.Bu konuda ülkemizin de taraf olduğu Çocuk  Hakları  Sözleşmesi’nin 34.maddesindeki yükümlülüğümüzü yerine getirdiğimiz  söylenemez.Bu  fiil,uluslar arası düzeyde ağır bir suç olarak kabul edilip uzun süreli  hapis  cezası da dahil olmak üzere ağır yaptırımlarla karşılanırken,ülkemizde  genel  olarak müstehcen yayınları düzenleyen,müeyyide olarak sadece para  cezasını  ihtiva eden TCK.nun 426.maddesi hükümleri uygulanmaktadır.Oysa  34.maddeye göre  ülkemiz bu tür faaliyetlerin engellenmesi amacı ile ulusal düzeyde ve  çok  taraflı ilişkilerde her türlü önlemi alma mükellefiyeti  altındadır.Avrupa  Konseyi’nin 19 Eylül 2001 tarihinde siber suçlarla ilgili olarak  hazırladığı  Siber Suç Sözleşmesi Taslağı’nın 9.maddesi  “Çocuk pornografisi ile  ilişkili  suçlar” konusunu düzenlemektedir.Henüz bu Sözleşme Türkiye tarafından  kabul  edilmemekle birlikte bu maddede ortaya konulan esaslardan da  yararlanarak çocuk  pornografisi ile ilgili,ağır müeyyideler içeren düzenleme yapılması  gerekir.<br />
YARARLANILAN KAYNAKLAR:<br />
1-Türk  Ceza  Kanunu Tasarısı (2000)<br />
2-Bilgisayar Suçları-Dr.R.Yılmaz Yazıcıoğlu-ALFA 1997<br />
3-E-Akademi   Mart 2002  Yrd.Doç.Dr.Murat Doğan’a ait Berlin Eyalet Mahkemesi kararı  çevirisi</p>
<p><a href="https://www.ertandonmez.org/bilisim-ve-internet-suclari/">Bilişim ve İnternet Suçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertandonmez.org">Ertan Dönmez</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ertandonmez.org/bilisim-ve-internet-suclari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
